Bilginin her yerde olduğu zamanımızda, zekâtın ne olduğu ve nasıl verilmesi gerektiği kolayca öğrenilebilir. Ancak neden sorusu temelde inanç ile ilgilidir ve bu soruyla ilgili araştırmalarımız sonuçsuz kalabilir. Dahası eğer zekâtı bir sebepten ver(e)miyorsanız, muhtemelen sebebi bu soruya verdiğiniz yanıtla doğrudan ilişkili. Gelin bu gönderide bu soruya cevap arayalım. Kim bilir, belki sonrasında zekât ver(ebil)irsiniz.

Müslüman olmak

Öncelikle şunları kesinleştirelim:

  1. Zekât, İslâm’ın şartlarından birisidir. Yani İslâm dinini, dini olarak kabul eden ve gerekli şartları sağlayan biri, zekâtı vermek zorundadır. Bu aynı zamanda, İslâm dinini herhangi bir sebepten kabul etmeyen birinin böyle bir zorunluluğunun olmadığı anlamına gelir.
  2. Allah müslümanlar için İslâm dinini uygun görmüştür (Mâide, 3). Yani gerekli şartları sağlayan bir müslüman zekât vermek zorundadır.
  3. Zekât her müslümana farz değildir. Zekâtın farz olması için belirli bir mal varlığına sahip olmak gerekir. Bu gereklilikleri küçük bir araştırma ile bulabilirsiniz, ben burada işin imâna bakan tarafını ele almaya çalışacağım.

Peki müslüman olmak ne demektir? Bununla ilgili daha önce bir yazı kaleme almıştım.

Kısaca zekât nedir

Zekât, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için dinen zekât alabilecek durumdaki belirli kişilere verilmesi demektir. Mali ibadetlerden biri olan zekât, İslam’ın beş temel esasından olup hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır.1

Zekât ve fitre ile ilgili ayrıntılı bilgiye şu adresten ulaşabilirsiniz. Biz burada zekât ve fitrenin ne olduğundan ziyade zekât ve fitreyi neden vermemiz gerektiğine odaklanacağız.

Neden zekât vermeliyiz

Neden sorusunun en iyi yanıtı tabii ki Rabb’imizin zekâtı bize emretmiş olmasıdır. Allah’ımız Yüce Kitabı’nda birçok ayette zekât vermemizi emretmiştir. Zirâ Yüce Peygamberimiz de hadislerinde bu emirden bahsetmişlerdir.

İlgili ayet ve hadisler

Örneğin; Bakara Suresi 43. Ayet meali şöyledir:

Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.

Bir diğer örnek olarak Bakara Suresi 110. Ayet gösterilebilir:

Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür.

İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

Allah, zekâtı ancak mallarınızın kalan kısmını temizlemek için farz kıldı.

Başka ayet ve hadisler de sıralanabilir ancak bu kadarı bile bu ibadetin farz olduğunu bize açıkça göstermektedir. Bu sebeple iman eden yani Kur’an’ın Allah’ın indirdiği bir kitap, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) de onun kulu ve elçisi olduğuna inanan her insan, şartları da sağladığı sürece zekât vermek zorundadır.

Zekât malımızı temizler

İslâm bir yandan inanç dini iken bir yandan da akıl ve mantık dinidir. Yani Kur’an’daki birçok emrin nedenlerini somut olarak aklımızla bulabiliriz. Hatta bunları ayet ve hadislerde dahi bulmak mümkündür. Örneğin; yukarıdaki hadis zekâtın mallarımızı temizlediğini söylemektedir.

Peki zekât, mallarımızı nasıl temizler? Aslında bunu anlamak günümüzde çok daha kolay. Birçok kişi bilerek ya da bilmeyerek faiz alıyor ya da veriyor. Faize doğrudan bulaşmasa da faizle çalışan bankalarla çalışıyor ve dolaylı yoldan faiz sistemine katkı sağlıyor. Kredi kartı hatta banka kartı ile yaptığı alışverişlerde faiz batağına batabiliyor.

Diğer yandan birçok esnaf kazandığı paranın vergisini tam olarak vermiyor. Bazısı malını değerinden çok fazlaya satıyor ya da malının ayıbını gizliyor. Günlük hayattaki koşuşturmacada trafikte dahi birçok insanın hakkına girebiliyoruz. Kazancımıza haram karıştıran daha birçok şeyden bahsedebiliriz ancak bence bu kadarı yeter de artar…

Bir günlük kazancımıza haramın nasıl karışabileceğini umarım anlatabilmişimdir. İşin kötü yanı ne kadar dikkatli olsak da istemeden de olsa haram kazanç elde edebiliriz. İşte kazancımızdaki bu haramı temizlememiz için Allah bile zekât yolunu göstermiş, hamd olsun!

Verdiğimiz bizim mi

120 tane çeyrek altınımız olsun. Altın, zekâtı verilmesi gereken mallardan biri. Bu miktar nisap miktarından fazla yani bu şart da karşılanmış oluyor. Bu durumda vermemiz gereken miktar bunun kırkta biri yani 3 çeyrek altın ya da bu miktara denk gelen para.

Bu 3 çeyreği etrafımızdan birine verdik ve zekât borcumuzu ödemiş olmanın rahatlığı içindeyiz. Ama bir dakika duralım; bu cümlede hem vermek hem de ödemek fiillerini kullandık. Zekât verirken bir sadaka mı veriyoruz yoksa bir borç mu ödüyoruz?

Bu soruya nefsimizin cevabı her zaman aynı olur: Çok çalışarak kazandığın bu parayı yardıma ihtiyacı olan birine vererek iyilik etmiş oluyorsun… İşte zekâtı ver(e)miyorsak genelde sebebi budur. Vereceğimiz parayı kendimizin bilince vermek zor gelir. Birinde versek diğerinde veremeyiz. Mesela altın borcumuzu TL cinsinden verecek imkanımız olmadığı durumda bir ev için biriktirmekte olduğumuz altının kırkta birini vermek hiç içimizden gelmez. “Sonra veririm.” diyip şeytanın tuzağına düşebiliriz mazallah!

Ancak aslında durum bu değildir. O para bizim değil, başkasınındır. Biz zekât vererek aslında bir fakire olan borcumuzu ödüyoruz.

Peki bu nasıl oluyor? Oysa bu parayı maaşınızdan keserek biriktirdiğinize eminsiniz. Maaşınızda bir başkasının hakkı nasıl olabilir?

Maddeci bir gözle bakarsak bunu açıklayamayız. Ancak eğer imanlı biriysek, ki zekâtı düşündüğümüze göre öyleyiz, meseleye imanî bir şekilde bakarsak açıklamak oldukça kolaydır.

Bu parayı kazanmak için gerekli olan sağlığı, eli, kolu, bacağı, gözü, kulağı, ağzı, vb. tüm organları bir kere Allah verdi. Siz ne kadar çalışırsanız çalışın, rızkı veren de odur. Çok çalışan birisi az çalışan birisinden daha az kazanabilir. Daha zeki birisi daha az zeki birisinden daha az kazanabilir. Kazanç konusunda kimin daha çok kazanabileceği ile ilgili bir formül üretemeyiz. İnsanlar çalışır ancak günün sonunda herkesin kazancına Allah karar verir. Allah’ımız demek ki birilerine başka birilerinin kazancından da veriyor ve diyor ki: “Bu mal aslında başkasının, bunu o kişiye verip vermeyeceğini görmek istiyorum.” Yani zekât da aslında bir imtihan, diğer her şeyin olduğu gibi…

Allah bazı insanları yetenekleri bakımından diğerlerinden üstün kılıyor. Bazı insanlar daha sosyal oluyor ve daha verimli ticaret yapabiliyor. Bazı insanlar daha kıvrak zekalı oluyor ve teknik konularda daha iyi kazanabiliyor. Bazı insanlar daha güçlü oluyor ve ağır işlerde güzel paralar kazanabiliyor. Ancak Allah bazı insanlara bunların hiçbirini vermeyebiliyor ya da bu derece yüksek seviyede vermeyebiliyor. Demek ki daha yetenekli insanların daha az yetenekli insanlara yaradılıştan itibaren bir borcu var. İşte zekât bu borcu ödemenin bir yoludur.

Sonuç

Bu yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım faydalı olmuştur. Yanlışlarım varsa affola; lütfen aşağıdaki e-posta adresimi kullanarak bana bildirin ki hem kendimi hem de yazımı düzeltebileyim.

Bu yazımda anlatmaya çalıştıklarımı şu maddelerle özetleyebilirim:

  • Zekâtın farz olduğu, birçok ayet ve hadisle sabittir.
  • Zekât malımızı temizler.
  • Verdiğimiz zekât bizim malımız değil, fakirin bizdeki hakkıdır.

Hâlâ zekât vermeyecek miyiz?!.